Sanat Tarihi ve Kadın Sanatçı
Etiketler:sanat tarihi ve kadın sanatçı
Sanat Tarihi ve Kadın Sanatçı
Ortaçağda kadının konumunu belgeleyen kaynaklar, kadınları süt sağmak gibi günlük işlerini gerçekleştirirken gösterir. Kadınların sanatsal ve entelektüel eğitim alması soylu bir aileden gelmesine bağlıdır. Rönesans döneminde ideal sanatçı erkektir.
Deniz BAYLAN
Ortaçağ’da kadının konumuna ait bilgiler, bulunan el yazmaları ve tezhiplerden elde edilmiştir. Bu kaynaklar, kadınları süt sağmak gibi günlük olağan işlerini gerçekleştirirken göstermektedir.
Bilindiği gibi, Ortaçağ’da Hristiyan Kilisesi’nin başat bir gücü vardır ve bu güç tüm toplumsal yaşamı şekillendirir. Kilise’deki hiyerarşik organizasyon toplumda da sınıf ayrımlarını oluşturmuş ve onun patriarkal dogma’sı kadının “doğal” (“natural”) kabul edilen ve antik çağlara dek uzanan “aşağılık niteliği”nin (“inferiority”) altını çizer. Böylece kadının sosyal konumu, Kilise ve süregiden feodal yapı tarafından belirlenmiştir.
Kadınların, her ne kadar böyle bir statüde bulunsalar da, aile mülkünün yönetiminde, genel ekonomik yaşamda ve ayrıca el yazması yapmak gibi kültürel üretimlerde de önemli roller üstlendikleri bilinmektedir. (1) Bu dönemde yapılan sanatın çoğunluğu manastırlarda gerçekleşmiştir. Kadınların sanatsal ve entelektüel eğitim alması soylu bir aileden gelmesine bağlıdır. Öğretmenlik yapması da yasaktır, çünkü “kadınlar ancak bir dinleyici olabilir”.
Sanatçıların bir birey olarak ortaya çıkışları, anonimlikten kurtulup kendi isimleriyle “tasarım” oluşturmalarının Rönesans dönemiyle başladığı kabul edilir.
Bu dönemde sanatçının; “bilen” kişi, bir sanat yapıtı vücuda getirebilecek “ödüllendirilmiş” birey olarak ortaya çıkmasına, ilk olarak Leon Battista Alberti’nin “On Painting” (“Resim Üzerine”) isimli metninde rastlanır.
Metinde, bu yeni ideal sanatçı tipi erkek olarak tarif edilir. Bu tarihten başlayarak, erkeklerin yaptıkları sanatı yüceltip, kadınlarınkini ise aşağı görerek devam eden sanat tarihi bugüne kadar uzanmış, hatta bugün bile değer yargılarımızı etkilemiştir. Bir kadın sanatçının yaptığı eserin tekniği olmasa bile parasal değeri erkeğin eserine nazaran daha ucuz kabul edilebilmektedir.
Kadın sanatçının toplum ve sanat içindeki yerini daha iyi anlayabilmek için sanat tarihinin başlarına, 16. yy.’a uzanmakta fayda var. Marietta Robusti 16. yy.’da yaşamış olan bir kadın sanatçıdır. Kendisi Tintoretto’nun en büyük kızıdır. Robusti, Tintoretto’nun atölyesinde on beş sene boyunca babası ve kendisinden küçük üç erkek kardeşiyle beraber çalışmıştır. O dönemde aile gelenek ve zanaatlerini devam ettiren aile atölyeleri oldukça fazladır ve önemli kabul edilmektedir.
Yine o tarihlerde, Bellini, Veronese ve Pollaiuolo gibi diğer önemli sanatçıların da bu tip atölyeleri vardır. Bu atölyelerde yetişen sanatçılar, genel olarak “usta”larının yöntem ve çizgilerine sahip olur, kendi tekniklerini geliştirme imkanı bulamazlardı.
Robusti’nin de çalışmaları tıpkı babasınınki gibiydi, ama Robusti’nin işleri kendi içinde Tintoretto’nunkinden ayrılıyor ve dikkat çekiyordu. O kadar dikkat çekiyordu ki, Robusti’nin portreleri çok ün kazandı ve zamanın Avusturya ve İspanya sarayları tarafından istendi. Fakat Tintoretto, Robusti’nin bu seyahatlere gitmesine izin vermedi ve onu evlendirdi. Dört sene sonra da Robusti, çocuk doğururken öldü.