Sayfalar: 1 2 3

Diyarbakırlı Tahsin

Kategori: Resim Tarih:17/05/12 Yorumlar
Etiketler:, , , , , , ,

Sayfalar: 1 2 3

Diyarbakırlı Tahsin

Türk resim sanatının ve sanatçısının doğa ile olan ilişkisinde önemli köşe taşlarından biri olan Diyarbakırlı Tahsin Siret Bey’in (1874-1937) yaşam öyküsü ve sanatçı kişiliğini M.S.G.S.Ü. Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aykut Gürçağlar anlatıyor.

18.yüzyılın başında Osmanlı resminde doğa gerçekçiliğinin ilk örnekleri minyatür sanatında bulunmaktadır. Minyatürlü elyazmaları aslında bir saray sanatıdır. Bu yazmalarda göze çarpan özellik bilinçli bir üçüncü boyut arayışıdır. Bu minyatürlü elyazmalarının konuları da bir dönüşüm olgusuna işaret etmektedir. Geleneksel konular yerini yavaş yavaş portreler, kır betimlemeleri, kıyafet ve çiçek resimlerine bırakmaya başlar (Renda 1982:32). Batı ile olan çok yönlü ilişkiler Osmanlı sanatındaki evrimin temel kaynaklarından biridir. Siyasi münasebetlerin yanı sıra itcari ilişkilerle ülkeye giren çeşitli mamul eşyaların yanı sıra gravürlü kitaplar imparatorlukta yaşayan sanatçıların natüralist betimleme mantığına aşina olmalarına yol açan bir etken olarak görülür. Bir başka önemli nokta Batı tarzı doğa gerçekçisi betimleme anlayışının ilk olarak Osmanlı sarayı ve onun etrafındaki çevre arasında yayılmaya başlamasıdır. Bunda ülkede yaşayan gayrimüslim sanatçıların etkinliklerinin de payı bulunduğunu söylemek gerekir. Bu evrimin en önemli örneklerinden bir Kapıdağlı Konstantin’in betimlediği “3. Selim Portresi”dir. Yağlıboya tekniğinde yapılmış olmasının yanı sıra bu portre Batı tarzı doğa gerçekçisi bir resim olarak Osmanlı sarayının bu dönüşümdeki etkinliğini göstermektedir. Saray bu yeni sanat anlayışını bundan sonra kesintisiz olarak destekleyecektir.

19.yüzyılın başında kurulan askeri ve sivil eğitim kurumları ilk Osmanlı ressamlarının da yetiştikleri yerlerdir. Bu ressamların arasında ilk kuşağı oluşturanlar Mühendishane’den mezun olan Ferik İbrahim Paşa (1815-1899) ve Mekteb-i Harbiye’den yetişen Ferik Tevfik Paşa’ dır. (1819-1866) (Tansuğ 1986: 51). Kolağası Hüsnü Yusuf Bey’ in (1817-1861) bu ressam kuşağı içinde yer almasına ve Sultan Abdülhamid tarafından Berlin, Paris, Viyana gibi Avrupa başkentlerine gönderilmesine karşın, elde bir çizimi dışında başka bir eseri bulunmamaktadır (Erol 1982: 107-108; Tansuğ 1986: 53), Mühendishane ve Harbiye Mektebi’nde cansız modelden çalışmanın yanı sıra doğadan resim yapmayı öğreten dersler konulmuştur (Erol 1982: 100-101), Mühendishane ve Harbiye Mekteb-inde çeşitli konularda uzman yetiştiren sınıfların olduğu bilinir. Bunlar arasında “Menşe-i Muallim”in ya da Öğretmen Sınıfı olarak bilinen sınıfın iki yıllık bölümünden yetişenler askeri rüştiyelere, dört yıllık sınıfından mezun olanlar askeri idadilere öğretmen olarak atanmışlardır (Erol 1982; 100, Tansuğ 1986: 52). Bu öğretmenlerin ilk kadrolarını oluşturduğu askeri idadiler 1845 yılında kurulmuştur ve bu okullar ortaokul derecesinde eğitim vermektedir (Cezar 1995: 383, 391). Osmanlı Devleti Avrupa’ya eğitim için öğrenci gönderme etkinliğinde de bulunmuştur. Bu etkinliğin ilk halkasını 1835 yılında Londra, Berlin, Paris ve Viyana’ya gönderilen öğrenciler oluşturur. Bu öğrenciler arasında Ferik İbrahim Paşa ve Ferik Tevfik Paşa vardır. 1838 yılında ise Paris’e üç, Viyana’ya yedi öğrenci gönderilmiştir (Tansuğ 1986: 54, Cezar 1995: 378), 19.yüzyılın ikinci yarısında kurulan Galatasaray Mekteb-i Sultanisi, Mekteb-i Sanayi (1868) ile Darüşşafaka Mektebi (1873), eğitim programlarında resim dersleri olan okullardır (Cezar 1995: 378; Tansuğ 1986: 52-53). Osmanlı ressamlar kuşağının ikinci nesil temsilcilerinden olan Ahmet Ali Bey (Şeker Ahmet Paşa) ile Süleyman Seyyit Bey, Avrupa’ya ilk ve son kez gezi düzenleyen Osmanlı hükümdarı olan Sultan Abdülaziz 1867 yılında Paris’e geldiğinde bu sanatçılar Cabanel ve Boulanger’nin atölyelerinde resim eğitimlerine devam ediyorlardı.

19.yüzyılın üçüncü çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu’nda resim sanatı adına iki önemli gelişmeden söz edilebilir. Bunlardan birincisi ülkemizde halka açık olarak düzenlenen ilk resim sergileridir. Batı tarzı resmi halka tanıtmak ve sevdirmek amacıyla açılan üç serginin de düzenleyicisi Şeker Ahmet Paşa’ dır. Bu sergilerin ilki Sanayi Mektebi’nde 27 Nisan 1873’te açılır; sergide sadece Şeker Ahmet Paşa’nın eserleri yer alır. İkinci sergi Darülfünün binasında, 1874’te ve üçüncü sergi 1900 yılında Pera Palas’ta açılır, Osmanlı İmparatorluğu’nda görsel sanatları derinden etkileyen ikinci önemli hadise Batılı anlamda bir güzel sanatlar okulunun kurularak eğitime başlamasıdır. Paris’teki Academie des Beaux Arts örnek alınarak yaşama geçirilen bu ilk güzel sanatlar okulunun kurucusu arkeolog, ressam, müzeci Osman Hamdi Bey’ dir. Yeni bir Türk sanatçı kuşağı 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi adıyla kurulan bu okuldan yetişecektir.  Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kurulmasının ardından gelen süreçte asker kökenli ressamların ülkenin görsel sanatlar atmosferine hâlâ önemli katkılarda bulundukları gözlenir. Bir kısmı Sanayi-i Nefise Mektebi”nde de eğitim almış olan asker ressamların üçüncü kuşağının önde gelen temsilcileri Halil Paşa, Osman Nuri Paşa, Hoca Ali Rıza, Ahmet Ziya Akbulut, Hasan Rıza ve Diyarbakırlı Tahsin’dir.

Sayfalar: 1 2 3